Bir kez geliniyordu bu şehre,
valizindeki her neyse,
yalnızca bir kez değiyordu eline.
Zaman çok hızlı akıyordu,
seni de peşine takıyordu ve;
akrep yeli kovarcasına koşuyordu.
Nefesi tıkanan sen,
bağımlı yaşayan bendim ciğerlerine...
Umrumda değildi akrebi de yeli de.
Garda indik sonra,
bir kez gelinen şehirde,raylardaydı aklımız.
7 kat elbise vardı senin valizinde,
benim yalnızca valiz elimde...
Denk geldiğimizde,
ben çalınan içi boş bir valize ağlıyordum.
Sen 7 kat elbisenin katladığı derde...
"Boşver" dedin,boş değildi içi,
boşu verdim,seni aldım elime.
Dopdolu ve masmavi...
Gar soğuktu,şehir eskiydi,
insanlar yabancıydı gözüme.
Gelgelelim öyle biri vardı ki elimde,
yürüdükçe büyüdüm,
yürüdüm büyüdükçe gözlerinde.
Garın içinde,
kar eşliğindeki bu koca şehirde,
neden üşümediğimi anlıyor musun şimdi?
11 Kasım 2009 Çarşamba
Şehr
Deyip atmış taşı ((¯¨¤» TU¥U «¤¨¯)) 0 kişiyle iyice dolmuş kuyu:)
08 Kasım 2009 Pazar
Gevrek...
.jpg)
İnsanı garip bir şekilde mutlu eden şeyler vardır.Ufak tefek şeyler...
İçinize bilmem hangi zamanda kaçıp,arada bir "ce ee!" diyen Pollyanna tarafınızda değil,gerçekten dudaklarınızın kenarında hissettiğiniz mutluluklar.
Ya da bana mı oluyor bunlar hep bilmem ama,pek çoğunuza göre simit olan şu resimdeki yuvarlak ve susamlı şey bize göre -ki biz demekten hep mutluluk duydum- düpedüz gevrek:)
Ama yanındaki bildiğiniz çay;)
Biz genelde bu süper ikilinin yanına martıyı da alır ve voltranı oluştururuz,mekanın Alsancak-Pasaport-Karşıyaka vapuru olduğunu söylememe bilmem gerek var mı?
Hayatımın 22 yıla yakınını geçirdiğim güzel şehrimin,sohbet sahnelerindeki dekorunun vazgeçilmez iki unsuru.
Başbaşayken doyuran gevrek değil dostluk olurdu,ısıtansa çay değil sohbet...
1 yıldan fazla oldu,vapur yerine dağlar,imbat yerine kuru rüzgarlar eşlik eder oldu ama hala ne vakit anlatmaya kalksam,masadaki bu ikili her defasında ağzımdan laf almayı çok iyi beceriyor.
Bilmiyorsunuz,5000 kilometre ötede sır vermek çok da kolay değildir oysa...
Ama çayım sizler gibi fabrikadan markete,marketten evime gelmiyor,valiz çayı benimki gevrekse şükranlarımı sunduğum üniversitenin Türk aşçısından...
Martılar gelmiyorlar çünkü burada martı yok,birgün seslerini ne denli özlediğimi anladığımda farkettim olmadıklarını ve bu sayede öğrendim kilometrelerce öteden bana martı sesini dinletebilecek dostlarımın varlığını.
Çok dedikodu yaptım Yettomla masada bu ikili bize bakarken Can Yücel sokağının kıyısındaki gevrek(!) sarayında:),mideme çok kramp girdi gülmekten,gelen geçen çiftlerle çok dalga geçtik güldük gevrek gevrek,dershane vakitleri çok kahvaltı ettim sabahın altısında sevdiğim ilk adamla,onu bir kenarda bıraktık,baktım onlar hala yanımda,bu defa gülen martılar oldu en gevreğinden:)
Pazar seanslarında Çağrıyla,Esramla çoğu zaman evde söverken ona buna,Sinemimle İnciraltı'nda...
Demem o ki;
uzar gider bu liste ama,Türk çayı ve dumanı üstünde bir simit-gevrek ya da adı her neyse varsa yanınızda,karşınızda sevdiğiniz biri de oturuyorsa tadını çıkarın,öyle özlüyor ki insan bunları tam istediği dekorun içinde bulamayınca...
Yaşadım oradan biliyorum.
Burada gün bitti oysa sizin hala şansınız var;)
Mutlu pazarlar...
ÖYKÜ ATÖLYESİ İÇİN...
Deyip atmış taşı ((¯¨¤» TU¥U «¤¨¯)) 2 kişiyle iyice dolmuş kuyu:)
07 Kasım 2009 Cumartesi
:)
Uzun zamandır,dün geceki-aslında sabahki:)- kadar eğlenmemiştim.
O kadar yoğundu ki yaz tatilinden döndüğümden beri herşey,koşturmaktan zayıfladıkça zayıfladım,
"kayboluyor,Tuğçe kayboluyor" şeklindeki esprilere konu olacak kadar hem de ah aha:)
Varın siz düşünün temponun boyutunu.
Ama dün çok güzeldi öyle güzeldi ki kuş gibi hafiftim hatta bu güzelliği bozmamak için bugün Rusça kursumu bile ektim :)
Pişman değilim,yine olsun yine yaparım,canıma değsin:)
Zaten farkındaysanız edebi birşeyler yazma gayesi de taşımıyorum şuan,ki;bu sayfayı günlük şeklinde-tam da şimdi yaptığım gibi- kullandığım görülmemiştir hiç.
2 gün evvel dellenip yazdığım yazıyı umarım pek azınız okumuşsunuzdur,ben de insanım ama olur öyle arada :)
Zaten ben zor bırakıp giderim bu sayfayı onca vakit oldu herşey var burada,döküntülerim,döküldüklerim en çok da o'nluklarım :)
Yapılanları,kötülük kategorisine giren kısımlarını yani,unutmak gibi kötü bir huyum var.
Çevremdekilere göre çok faydalıymış ama ben bazen öyle olmadığını düşünüyorum unutmamalı insan kin de gütmemeli ama unutmamalı da...
En azından kalp kırıklıklarını...
Gözünden tuz olup akacak kadar canını yaktıysa birşey onu hatırlayabilmeli:)
Söz verdim,
5000 kilometre öteden kimsenin canımı sıkmasına izin vermeyeceğim.
Sen,buraya gelmeye niyetlendiğim vakit de sırtıma destek olanların içinde en güçlüsüydün,kalktım buralara geldim hala çekip çeviriyorsun beni,muslukları kapatıp kahkahaların en koyusuna boyuyorsun...
Konuşmadan çoğu zaman...
Çünkü biliyorsun sana verdiğim sözler çok değerli,hep değerliydi.
Onları hatırlamam bile gül gibi açıyor yüzümde.
"Sen" iyi ki varsın,
iyi ki hep bir yerlerdesin,
iyi ki bencil duygularla örmemişim sana olan sevgimi,
iyi ki 'varlığı yetiyor' diye başlamışım söze,
iyi ki düşmüşsün payıma bir şubat akşamı...
İyi ki.
29 Ekim 2009 Perşembe
Mavi:)

Kim demiş;değişmez hayat,
kim demiş;başlamaz bittiği yerde.
Kime demiş;
sakın yenilme,gücü sımsıkı tut elinde diye.
Güçsüzlüğü gücüne gidenlerle güne başlıyorum ben.
Oysa insan düşüncenin sağladığı sağlamlıkla toplayabilmeli herşeyi...
Değiştirebilmeli,değişmesi gerekenleri...
Nasıl dayanıyorum zannediyorsun mide bulantısı sebeplerime,
durmadan dönüp-durmayan,içi-dışına,dışı-içine aktarılıp duran alemde.
Çünkü;
şimdilerde sormadan cevap alıyorum,
sormadan buluyorum cevapları.
Çünkü;
soru işaretlerinimin beli kambur değil artık.
Sesini yükselten arsız ünlemler kadar dik.
Mesela;
huzurun rengini öğrendim bugün,
sormadan üstelik...
Ben oradan oraya koştururken zayıfladıkça zayıfladığım,bu garip,komik,bazen trajedik ve haddinden fazlaca yoğun iş hayatımın içinde,dekoru değiştirmeye gidiyorum,görüşmek üzere:)
Deyip atmış taşı ((¯¨¤» TU¥U «¤¨¯)) 2 kişiyle iyice dolmuş kuyu:)
19 Ekim 2009 Pazartesi
Nerdeler?
Dimdiktiler,
anılar üzerlerine devrildikçe devrildiler.
Hisleri buz kesiğiydi.
Beklediler,
zaman ilaçtır demişlerdi,
dinlediler.
Cümleleri,
kanatan sözcükleri ipe dizdiler.
Karıştıkça acıyan,
acıdıkça acıtan zehir gibiydiler.
Gelen gidecekti,
giden gelmeyecekti,
bile bile gelip gittiler.
Ve;
dön'en durdu birgün,
ucundan yakaladıkları dünyadan erken indiler.
Deyip atmış taşı ((¯¨¤» TU¥U «¤¨¯)) 0 kişiyle iyice dolmuş kuyu:)
14 Ekim 2009 Çarşamba
:)
Evimdeki neşe,
içinde yankılanan kahkahalar için,
kapımı çalan çok insan olduğu için,
güzel sözler duyduğum,
defterimi güzel anılarla doldurduğun için,
bir kılavuzum olduğu,
tüm uzuvlarım sağlam olduğu için...
Hayatıma seçtiğin fon müziği adımlarımı serçe dokunuşlarına çeviriyor,hafif ve neşeli...
Herşey için
çook
teşekkür ederim.
13 Ekim 2009 Salı
Mektup
Kimi sözler zehirli,
kimisi sihirli değnek misali,tesirli.
Vakit de,söylenenler de su gibi...
Akıp gitmiş
ve her defasında bir taşı oynatmış,
küçük dokunuşları kalmış aklımda.
Birleştirdiğin harfler,
kocaman bir duvar olmuş ardımda,
o gün bugündür onlara yaslanıyorum.
Ne zaman daralsam,
darılsam ya da,
ağumu içine çeken avlu gibi,
tozlarında hala küçük avuçlarımın izleri...
Artık her başım sıkıştığında oraya atamıyorum kendimi,biliyorsun.
Soluksuz kaldığımda soluğu orada almak müthiş bir şeydi.
Oysa hüzünlü olmalıydı o çatı,gün olup da giden gelmemiş gibi oluyor farkında mısın canımıniçi?Üstelik biz bu denli içselleştirip benimserken onca şeyi...
Hayatıma girdiğinden beri,sanki o ev sen,gediklisi de ben oldum.
Senden de çok hayat geçti,çok hayat göçtü içinden o çatı gibi,ama sende huzur bulan biri var,gün olup göçmemek için konmamaya razı...
Sözlerinin sihirli dokunuşlarıyla dimdik ayakta,sağlam,umutlu ve tutarlı.
Akladığım yanların ve hatrımda kalanlarınla aklıma mukayet oluyorum.
Çünkü burada değil yaşamaya,ölmeye bile vakti kalmıyor insanın,zaman kapıyı bile çalmadan çalıp gidiyor günleri,elimi takvime her attığımda duvarla avcum arasındaki yükseklik biraz daha alçalıyor.
Bazen alkolün seni alıkoymasına neden izin verdiğini öyle iyi anlıyorum ki,ama kızarsın şimdi bana sen,kızma.
Gündüz öğretmen,öğleden sonra öğrenci olmak dengemi bozdu son zamanlarda:)
Bir de ne var biliyor musun?Geçen yılki öğrencilerim gelip gelip dersime giriyorlar,işleri bitti halbuki benle,sırf zevk için,bu beni çok mutlu ediyor,masamdan çiçeğim eksik olmuyor,durmadan yeni öğrencilere gözdağı veriyorlar"hocamıza şöyle yapmayın,böyle yapın" vesaire.
Akşamları dünyayı sırtımda taşımış gibi yorgun eve girdikten sonra içimdeki bitmez tükenmez enerjiyle müzik eşliğinde renkli sebzelere bırakıyorum kendimi,salatanın turuncusunda yeşilinde,yemeğin kokusunda kayboluyorum.
Huzurluyum,
yorgunum bazen evet ama mutluyum sayende,sen,beni sakın merak etme:)